Ana SayfaKöşe YazılarıTürk Tavukçuluğunun Oryantalizmle İmtihanı

Türk Tavukçuluğunun Oryantalizmle İmtihanı

Bu yazıya atılan başlık yine çok çarpıcı ve iddialı bir başlık olarak görülebilir. Beni böyle bir başlığı atmaya iten saik; dikkat çekmek, manipülasyon yapıp okuyucuyu yazıya çekmek kurnazlığı değil, bilakis son süreçte özellikle yerli tavuk ırklarımızla ilgili Türk tezlerinin batılı dostlarımızca dikkate alınmaması, meseleye ciddiyetsizce bir tavır almaları ve içimizdeki bazı safderun İrlandalıların! bir kompleksin tezahürü olarak, “Avrupalılar ne yazdıysa, ne söylüyorsa doğrudur” ön kabulünün kurbanı olmalarından kaynaklıdır.

Konuyu açmadan önce “Oryantalizm” ne demektir? bu konu üzerinde biraz durmamız gerekiyor. Oryantalizm; en basit terim anlamıyla Şarkiyatçılık, Doğuculuk olarak tanımlanır. İlk defa 1815’te Viyana Kongresi sırasında Avusturya Başbakanı Meternich tarafından kullanılan “Şark Meselesi” tabiri, Batının Doğuya nasıl hükmedeceği temelinde bir aksiyon alma sürecidir. O dönemde batı için doğu Osmanlı yani Müslüman Türklerdi. Şark meselesi en genel anlamda Osmanlı Müslüman Türk yayılmacılığını önce durdurma, sonra Avrupa’nın ötesine Asya’ya geriletme ve sonra askeri, siyasi, iktisadi, sosyo-kültürel her alanda hükmetme, tahakküm altına alma projesidir.

Oryantalizmin aksiyon alanı ve yöntemi; askeri ve siyasi yönden doğuya diz çöktürmekten daha ziyade, kültür ve medeniyet alanlarında doğuya nüfuz etme, doğunun düşünsel ve inanç dünyasını, tarih ve edebiyatını, sosyo-kültürel yapısını şekillendirmek, doğuyu beslendiği köklerden kopararak kendi özüne yabancılaştırmak ve batı değerlerinin üstünlüğü algısını yerleştirmek olarak görmek gerekmektedir. Tekraren altını çizmek istiyorum oryantalizm askeri ve siyasi bir aksiyon alma sürecinden çok, kültür ve medeniyet alanında doğuya nüfuz etme projesidir. Edward Said; Oryantalizm ve Oryantalist teriminin açıklamasını yaparken şu ifadeleri kullanmaktadır: “Özel yahut genel bir açıdan (Antropolog, sosyolog, tarihçi yahut dil bilimci ) Şark’ı öğreten, yazıya döken, yahut araştıran kimse Şarkiyatçıdır (Oryantalist) ve yaptığı şey Şarkiyatçılıktır (Oryantalizm). On sekizinci yüzyıl sonlarını kabaca bir başlangıç noktası kabul edersek, oryantalizm şark ile uğraşan toplu müessesedir, yani Şark hakkında hükümlerde bulunur, onu tasvir ve tedris eder”.

Bir Oryantalist doğu hakkında hüküm kurarken onu tasvir ederken tamamen batılı menfaat ve bakış açısına göre yeniden bir anlatı ve inşa süreci ortaya koymaktadır. Oryantalist; batının üstünlüğü karşısında doğuyu küçümser, yetersiz ve basit olarak görür. Buna çarpıcı bir örnek vermek gerekirse; Oryantalistlerin en büyük isimlerinden birisi olan Edward Gibbon; Osmanlı’yı kuran kurucu unsurların Türkler olmadığı Osmanlı’yı Müslüman Rumların kurduğu fikrini savunmaktadır. Ona göre; Türkler göçebe, baldırı çıplak, kültürsüz, gayr-i medeni unsurlardı. Osmanlı gibi bir medeniyeti böylesi unsurların inşa etmesi söz konusu olamazdı. Olsa olsa Osmanlı’yı Müslüman Rumlar kurmuş olabilirlerdi. Tipik bir oryantalist yaklaşıma örnek olarak gösterilebilecek çarpıcı bir detaydır bu. Maalesef ne yazık ki günümüzde bazı çevrelerce tarihçi olarak toplum önünde parlatılmaya çalışılan bir şahsiyetin YouTube’ta dolaşıma sokulan bir videosunda Osmanlının kurucusu Osman Gazi ve askerlerini “at hırsızı” olarak tanımlaması günümüzde de bizdenmiş gibi görünen oryantalist kafaların ne denli faal olduklarını göstermektedir.

Buraya kadar orayantalizme dair kısa ve genel bir çerçeve çizmeye çalıştım. “Eee tamamda bunu Türk tavukçuluğuna nasıl bağlayacaksın merak ediyoruz” dediğinizi duyar gibiyim. Yazımın bundan sonraki kısmında da bunu anlatmaya çalışacağım. Anlatacağım her bir detay yaşanmışlıklara, şahitliklere ve deneyimlere dayanan çarpıcı detaylar içermektedir.

Biz Türkler tarih yapmış tarihe yön vermiş bir milletiz ama ne yazık ki tarih yazmamış bir milletiz. Maalesef ki milletçe bunun handikaplarını hayatın her alanında yaşamaktayız. Eşsiz bir tarihi birikim, yüksek bir kültür ve medeniyet, çok zengin bir müktesebata sahibiz. Ama ne yazık ki bunları yazmakta, kayıt altına almakta, tanımlamakta, tescil etmekte çok yetersiz kalmışız. Hatta bize ait birçok değerin yabancılarca kayda geçirilmesi, tescil edilmesi söz konusu. Anadolu coğrafyasından çalınıp götürülerek Avrupa müzelerinde sergilenilen sayısız tarihi esrimiz var. Adamlar Bergama antik kentindeki koskoca tapınağı söküp gemilerle Almanya’ya kaçırmış orada tekrar birleştirerek müzede utanmazca , aymazca sergiliyorlar. Yakın zamanda Türk mutfağından lokum, baklava, yoğurt gibi  eşsiz lezzetler Yunanlılar tarafından Yunan Mutfağının ürünleriymişçesine tescil ettirildi. Yunanlı dostlarımız sağ olsunlar “Karagöz – Hacivat” gibi türk temaşa sanatının tartışılmaz en nadide örneklerinden birini bile sahiplenmekte bir beis görmüyorlar maalesef.

Söz konusu durum ne yazık ki yerli tavuk ırklarımızın menşei meselesine gelince de karşımıza çıkmakta. Avrupalı dostlarımıza göre; Sultan Tavuğunun menşei: muhtemelen Doğu Avrupa, İspenç: Bulgar Cücesi, Gerze: La Flache, Türken’in menşei: Transilvanya… Eeee ne kaldı elimizde? Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Böyle bir yaklaşıma rıza gösterip sessiz kalmak mümkün mü?

Sultan Tavuğunun menşei ile ilgili olarak dünyada tartışma yok. Yerli-yabancı sayısız literatürde Sultanın menşei Türkiye olarak gösteriliyor. Wikipedia’da bile Sultan tavuğunun menşei Türkiye/İstanbul yazıyor. Sultan Tavuğunu ilk kez literatüre 1865 yılında sokan Elizabeth Watts bile dönemin yazılı kaynaklarında İngiltere’ye getirip tanıtımını yaptığı Sultan kolonisini İstanbul’dan getirdiğini kendi kaleminden editörlüğünü yaptığı “Tavukçuluk Günlüğü” isimli dergide kayda geçirmiş. Kısa bir Google taraması ile bile o günkü dergi nüshalarına ulaşmak mümkün. Sultanı Amerika’da tanıtan Mr. Brown o dönemde Amerika’da yayınlanan bir gazeteye verdiği röportajda elindeki Sultan tavuklarını direkt Türkiye’den getirttiğini kendi ağzından ifade etmiş. Söz konusu röportajın yayınlandığı gazetenin o günkü nüshasını Sultan Kulüp Başkanı Öner Gülen bularak ortaya çıkardı ve tüm bunları Folluk Dergisinin eski sayılarında yayınladık. Son olarak Akdeniz Üniversitesinden Doç. Dr. Demir Özdemir Hocamızın Sultan Tavuğunun genetik özellikleri üzerine yaptığı araştırmada bilimsel açıdan ispat niteliği taşıyan kesin sonuçlara ulaşıldı. Söz konusu çalışmada 20 farklı lokasyondan 300’den fazla Sultan Tavuğu bireyinden kan örnekleri ve tüy örnekleri alındı, morfolojik ölçümler yapıldı. Alınan örnekler üzerinde laboratuvar ortamında mitokondriyal DNA analizi yapıldı. Çıkan sonuçlara göre; Sultan Tavuğu genetik olarak diğer yerli ırklarımızdan Denizli ve Gerze tavuklarıyla aynı hablo gurupta sıralandığı bilimsel olarak kanıtlandı. Ve bu çalışma bir yüksek lisans tezine konu oluşturdu. Söz konusu tez YÖK’ün Tez arşivinde kaydedildi. Söz konusu çalışma sonucunda ayrıca bilimsel hakemli dergide yayınlanmış bir makalede bulunmaktadır. Pardon da neyi tartışıyoruz hala?

Sultanın menşei ile alakalı bir Avrupalı dostumuzla 2 saate yakın sohpet ettik -isim vermeyeceğim amacım kişileri rencide etmek değil durum değerlendirmesinde bulunmak- tüm bunları kendisine çok yalın bir şekilde anlattım ve bana verdiği cevap şuydu; “bu anlattıkların bir ispat niteliği taşımaz”. Kendisine sordum “peki sizin elinizde Sultan Tavuğunun menşeinin Türkiye olmadığına dair hangi argümanlar var?” cevap kocaman bir hiçlik. Bu tutum kimse kusura bakmasın ama en hafif tabiriyle bağnazlıktan başka bir şey değil.

Antalya gösterisinde EE Standartlar Komisyonu Başkanı Urs Lohman ile tesadüfen aynı otelde konaklamıştık. Bu sırada kendisiyle bu konularda uzunca bir sohpet etme fırsatımız oldu. Kendisine  EE Standart Kitabında Sultan Tavuğunun menşei ile ilgili olarak yazılı bulunan “muhtemelen Doğu Avrupa” ifadesinin “Türkiye” olarak değiştirilmesi ile ilgili olarak Sultan Kulubün yazılı dilekçesinin olduğunu, dilerlerse Standartlar Komisyonunun toplanacağı bir tarihte Doç. Dr. Demir Özdemir ve ben toplantıya katılım sağlayıp Sultan Tavuğunun Menşeine dair bir sunum yapabileceğimizi, elimizde ki tüm bilimsel ve arşiv dökümanlarını kendileriyle paylaşabileceğimizi ifade ettim. Tüm söylediklerim havada kaldı. Kendisi bana şöyle söylemişti “eski bir kaynakta sultanın menşeinin Türkiye olmadığına dair bazı ifadeler var” Kendisine sordum bahsettiğiniz kaynağın adı ne? “Hatırlamıyorum” dedi, yine kendisine sordum peki bahsettiğiniz bu kaynak birincil bir kaynak mı? “bilmiyorum” dedi. İsmini ve niteliğini hatırlamadığı, bilmediği bir kaynağa sıkı sıkı sarılıyor ama bizim hiçbir argümanımızın dinlenmesine fırsat tanımıyor. Maalesef ki durum bu.

Son olarak Sultan Tavuğu konusunda yaşanan talihsiz bir olaya -yine isim telaffuz etmeden- değineceğim. Sultan Kulüp olarak;  EE Standart Kitabında Sultan Tavuğunun menşei ile ilgili olarak yazılı bulunan “muhtemelen Doğu Avrupa” ifadesinin “Türkiye” olarak değiştirilmesi ile ilgili olarak EE Avrupa Konfederasyonuna yazılı bir dilekçe başvurusunda bulunmuştuk. Geçen yıl bu dilekçe müracaatımızın değerlendirildiği Standartlar Komisyonu Toplantısı gerçekleştirildi. Maalesef ki orada Sultan tavuğu ile ilgili talihsiz bir sunum yapıldı. Sunumda Türk tezlerine hiç yer verilmemişti. Sonuç olarak toplantı sonunda EE Standart kitabındaki sultan tavuğunun menşei bölümü “Türkiye” olarak değiştirilmeden eski haliyle kalmasının devam etmesi kararı alındı. Bunca yıl, bu kadar insanın çabası, emeği sorumsuzca yapılan bir sunum sonucunda çöp edildi. Haklı olarak Sultan Kulüp olarak bu olaya tepkimizi ifade ettik. Ne oldu mu dersiniz? Olayın içeriğinden habersiz, sonuçlarının vehametinden bilgisiz, anlamaz, dinlemez bir grup tarafından sosyal medya ortamında linçlendik. Her platformda kendilerinin yerli ve milli olduklarını ifade yarışına giren bu dostlarımızın canı sağ olsun. Eyvallah…

Yerli ırklarla ilgili sorunlar sadece sultan ile sınırlı değil maalesef. Kısaca onlara da temas etmeye çalışacağım. Ülkemiz üniversitelerinde Türk akademisyenler tarafından yerli tavuk ırkları üzerine yapılmış çok değerli bilimsel çalışmalar var. Akademisyen Neval Özdoğan’ın Denizli ve Gerze Hacı Kadın tavuklarına dair araştırması çok değerlidir. Bu çalışmada Denizli ve Gerze Hacı Kadın tavuklarının morfolojik ölçümleri yapılmış, ırk standardı belirlenmiş ve 12 Aralık 2004 tarih 25668 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Resmi Gazetesinde yayınlanarak tescil edilmiştir. Ayrıca Ankara Üniversitesinden Prof. Dr Ceyhan Özbeyaz’ın yürütücülüğünde “Türkiye’de Yetiştirilen Yerli Asil Horozlarının Bazı Morfolojik ve Genetik Özelliklerinin Belirlenmesi” isimli bilimsel araştırma gerçekleştirilmiş, Türk Asil Horozunun standardı belirlenmiştir. Söz konusu çalışma tescil komisyonuna sunulmuş sonuçlanınca Türkiye Cumhuriyeti Resmi Gazetesinde yayınlanarak resmiyet kazanacaktır. İspenç ile ilgili olarak; Akdeniz Üniversitesinden Doç Dr Demir Özdemir’in bilimsel çalışmaları sonucu İspenç standartları belirlenmiş ve tescil komisyonunda sonuçlanarak kesinleşmesi beklenmektedir. Gugulli ile ilgili olarak ta eski TSHF Başkanı Mehmet Er döneminde standart oluşturma çalışmaları yürütülmüş ve bir standart belirlenerek yayınlanmıştı. Sultan, Türken (Çıplak Boyun) ve Denizli’nin zaten EE standartları mevcut. Sonuç olarak Türk Yerli Tavuk ırklarından standardı belirlenmemiş bir ırkımız yok. Türk Üniversitelerinde, bilimsel araştırmalara konu olarak, Türk akademisyenler tarafından belirlenerek, Türkiye Cumhuriyeti Resmi Gazetesinde yayınlanarak resmiyet kazanmış ırk standartlarımız mevcut. Ama buna rağmen yarışmalarda yerli ırklar EE standart kitabında yok diye puanlanmıyorlar.

Örneğin Denizli ırkının bizde belirlenmiş kabul edilmiş 5 renk varyetesi var ama EE Standart kitabında 3 renk varyetesi kabul edilmiş olduğundan diğer iki renk puanlanmıyor. Gerze, Türk asil Horozu hiç puanlanmıyor. Soru şu: Yerli ırkların Türk standartları mevcut olduğu halde EE Standart kitabında yok diye niye puanlanmıyor? Hakem eğitim seminerlerinde yerli ırk standartları üzerine niye eğitimler verilmiyor? Sırbistan kendi yerli ırklarını kendi standartlarına göre puanlayıp yarıştırırken Türkiye yerli ırkları ile ilgili olarak bu iradeyi niye ortaya koyamıyor?

Sevgili dostlar; Avrupalıların her yazdığı, her söylediği mutlak doğru değil. Tartışılamaz değil. EE Standart kitabında yazmıyor diye veya farklı yazıyor diye Türk tezlerinden vazgeçecek değiliz. Böyle bir dünya yok. Karşımızda tartışılamaz değiştirilemez bir kutsal kitap yok. Avrupa’dan gelen hakem eğiticileri peygamber değil her söylediği mutlak doğru kabul edilsin. Lütfen kendimize gelelim.

Bu konularda fikirlerimizi dile getirince bazı dostlar hemen müdahale ediyor “aman huzursuzluk çıkar, aman tartışma çıkar, söyleme etme falan filan” Tartışacaksak ta evet tartışalım bu konuları medeni sınırlar çerçevesinde. Bu gerçeklere gözümüzü yumamayız, deve kuşu gibi başımıza kuma sokup bekleyemeyiz. Bu konuları tartışmalı, beyin fırtınası ortaya koymalı, ortak kanaatle bir yol haritası belirleyerek derhal aksiyon almalıyız.

Evet bu yazımda süreç içerisinde kendi yaşanmışlık ve şahitliklerime dayanarak “Türk Tavukçuluğunun Oryantalizmle İmtihanı” başlığını attığım fikirlerimi paylaştım. Katılırsınız katılmazsınız. Neticede ülkemizde düşünce ve ifade özgürlüğü var. Bende böyle düşünüyor ve söylüyorum. Aksini düşünen fikirleriyle gelsin tartışalım. Bir sonra ki yazımda size birde “Türk Tavukçuluğunun Kapitalizmle İmtihanını” anlatacağım. Oda çok ilginç bir konu. Sağlıcakla kalın …

Erkan Filiz
Erkan Filizhttps://follukdergisi.com
1980 Edirne doğumlu evli ve bir kız çocuk babası. İstanbul Süs Tavukları ve Bahçe Hayvanları Yetiştiricileri Derneği’nin Eski Genel Sekreteri, Sultan Tavukları Kulübü’nün Kurucu Başkanı ve halen Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmektedir. Folluk Dergisi’nin kurucusu ve editörlüğünü yürütmektedir. Tavukçuluk, Kanatlı Yetiştiriciliği ve evcil hayvan malzemeleri sektörlerinde faaliyet gösteren ticari işletmelerinde iş hayatını sürdürmektedir.

Popüler