Başlarken 13

                Yine yeniden merhaba sevgili okurlar. 13. sayımızla karşınıza çıkmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Bu gururlanılacak bir tablo mudur? Çok mu büyütüyorsunuz acaba? gibi sorular bazılarının aklından geçiyor olabilir. Sıfırdan yepyeni bir dergi kurup, istikrarlı bir şekilde 13. sayıya kadar getirebilmek günümüz şartlarında pek kolay bir mesele değil. Sektöre ve camiaya kabul ettirebilecek bir konsept inşa etmek, sektörün büyük paydaşlarıyla partner olabilmek, sahanın en küçüğünden en büyüğüne kadar temas edebilen bir dergi olabilmek, en küçük üretici-hobici “köylü Mehmet Ağa’dan”, sektörün lider firmalarının CEO’larına, Tarım ve Hayvancılık Bakanının masasına kadar ulaşabilen bir dergi performansı ortaya koyabilmek, yoktan bir marka ve katma değer inşa edebilmek hiç kolay bir mesele değildir. Tabi ki; sıfırdan dergi kurup bir yayın konsepti inşa edebilmek, bunu ete kemiğe büründürüp marka olabilmek, bir katma değer ortaya koyabilmek azımsanacak bir mesele değildir. Ama esas büyük zorluk ve başarı, bu inşa edilen konsepti sürdürülebilir kılmak ve devam ettirebilmekte saklıdır. Özetlemeye çalıştığım fotoğrafı daha net anlayabilmeniz için yaşadığım bir anıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Sektörde yıllardır faaliyet gösteren, isim yapmış bir derginin sahibi bir büyüğümüzle, ortak katıldığımız bir etkinlikte karşılaşmış ve sohbet etme imkanımız olmuştu. Bana dedi ki “hala devam edebiliyor olabilmen bir mucize”. Günümüz enflasyonist piyasa koşullarında, sınırlı imkanlarla, bir müessese kurabilmek ve bunu devem ettiriyor olabilmek, yayıncılık sektörünün zorluklarını yakından bilen birine mucize gibi gelebilir. Çokları Folluk Dergisi hikayesini bir heves, bir macera olarak gördü ilk başlarda. En fazla birkaç sayı sonra sesleri solukları kesilir, kaybolup giderler zannetti. O yüzden gelinen noktada Folluk Dergisinin göstermiş olduğu başarı bazılarına mucize gibi gelmekte. Biz ise ; geldiğimiz noktayı Allah’ın inayet ve yardımı olarak görüyor ve bu başlığı geçiyoruz.

                Folluk Dergisi; en başta “süs tavukları camiası” içerisinden doğdu. Süreç içerisinde kanatlı yetiştiriciliği sektörünün tüm başlıklarına hitap etmemiz gerektiği sonucuna varmamızla, evrilerek şuanda bulunduğumuz noktaya ulaşmış olduk. Ulaştığımız noktada sadece süs tavukları camiasına değil, endüstriyel tavukçuluk başlıklarına da hitap eden bir yayın konseptiyle yayıncılık hayatımıza devam etmekteyiz.

                Folluk Dergisi olarak, misyon değerlerimiz çerçevesinde hitap ettiğimiz sektör ve camiaların meseleleriyle ilgilenmeyi, çözüm ve öneriler sunmayı, kamuoyunu bilgilendirici yayınlar yaparak gündem oluşturmayı bir vazife olarak görmekteyiz. Hitap ettiğimiz sektör paydaşlarından biriside beyaz et sektörüdür. Günümüzde beyaz et sektörünün en önemli sorunsallarından birisi beyaz et üzerinde oluşturulmuş olan algı sorunudur. Korku filmi senaryolarını aratmayacak bir mizansende oluşturulmuş olan bu algısal operasyon, maalesef ki sektöre zarar vermekte ve gelecek vizyonunu tehdit etmekte. Sanki tüm kötülüklerin, hastalıkların müsebbibi beyaz etmişçesine, akıllara ziyan bir bilgi kirliliği her gün medya marifetiyle topluma pompalanmakta.

Görüştüğüm birçok sektör lideri, bu korkunç algı operasyonuna cevap vermeme, polemiğin içine sürüklenmekten kaçınma gibi bir strateji gütmekte. Bu iddialara cevap verirsek “reklamın iyisi kötüsü olmaz” nevinden, o kesimleri reklam etmiş, prim vermiş oluruz gibi bir yaklaşımı benimsemiş durumdalar. Açıkçası bu stratejiye katılmıyorum, yanlış buluyorum ve anlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü; toplumsal algıda sektörün iddialar karşısındaki derin sessizliği farklı yorumlanmakta. “Acaba iddialar doğru mu? İkna edici cevaplar gelmediğine göre, iddiaların haklılık payları var mı? Cevap vermekten kaçınıldığına göre, sıkıntılı konular mı var?” gibi toplumsal algıdaki kafa karışıklığının derinleşmesine neden olmakta. Gün be gün bu algısal bombardıman toplumun tercihlerinde ciddi anlamda belirleyici bir rol oynamaya başlamakta. Artık beyaz et tüketmekten kaçınan, tavuk yemeyen, vejetaryen bir kitle oluşmaya başladı. Beyaz et üzerindeki deli saçması iddialar galat-ı meşhur (meşhur olmuş yanlışlar) nevinden toplum tarafından kanıksanmaya başlamış durumda. Bu gidişata bir dur denmeli ve toplum doğru şekilde bilgilendirilmeli. Bu nedenle sessiz kalmanın yanlış bir strateji olduğunu düşünmekteyim.

İşte bu nedenle 13. sayımızın kapak konusunu bu konuya ayırdık ve “Hormon mu? Genetik Seleksiyon mu?” manşetini attık. Konuyu tüm boyutlarıyla ele alıp tartıştık, iddialara ve cevaplara objektif ve bilimsel olarak yer verdik. Biz üzerimize düşen yayıncılık sorumluluğunu yerine getirdik ve takdiri kamuoyuna bırakıyoruz.

Evet bu sayımız algısal savaşlara sahne olacak bir içerikle karşınızda. Bu algısal savaşlardan biriside doğal ve endüstriyel üretim arasındaki çatışma. Popüler kültür; günümüz insanına geleneksel üretimin, köyden gelenin, doğal olanın daha sağlıklı olduğu, Endüstriyel üretimin ise; tüm hastalıkların kaynağı olduğu algısını pompalamaktadır. Biz bu sayımızda algısal trend ve ön kabullerin ne kadar doğru olup olmadığını tartışmaya çalıştık. Günümüzde; “organik, doğal, köyden gelen, köy tavuğu, gezen tavuk yumurtası, kapıdan köy sütü, merada otlamış doğal hayvan eti” gibi gayet masumane ve kulağa hoş gelen başlıklarla ürünlerin pazarlarda boy gösterdiklerine şahit olmaktayız. Peki bu kavramların içi ne kadar dolu biliyor muyuz? Endüstriyel üretim; tüm hastalıkların kaynağı mı? Konuyu tüm boyutlarıyla ele alıp tartıştığımız “İşlenmemiş Hayvansal Gıdalarda Endüstriyel Üretim Daha Sağlıklı” balığında bendeniz tarafından bir yazı kaleme alındı. Konuya ilgisi olanların bu yazıyı okumalarını şiddetle tavsiye ederim.

Yine bu sayımızda “Türk Tavukçuluğunun İmtihanları” yazı dizisine devem ettik. “Türk Tavukçuluğunun Bürokrasi ile İmtihanı” başlığında bir yazı yine bendeniz tarafından kaleme alındı. Ülkemiz coğrafyasının biyolojik zenginliğine ışık tutmaya çalıştığımız ülkemiz yaban hayatından türleri tanıtmaya devam ettik. “Anadolu’nun Ahu Güzelleri: Ceylanlar”, “Bir Anadolu Efsanesi: Çizgili Sırtlan” yazılarıyla Anadolu yabanında var olan ceylanlar ve çizgili sırtlanı tanıtmaya çalıştık. Birbirinden farklı ve ilginç konu başlıklarında, sağlıktan, teknolojiye, gündem haberlere yer verdiğimiz pek çok konu başlığını dergimizde bulabileceksiniz. Yine ben lafı fazla uzatmadan sizleri dergimizle baş başa bırakıyorum.

Keyifli okumalar olsun…

Erkan Filiz
Erkan Filizhttps://follukdergisi.com
1980 Edirne doğumlu evli ve bir kız çocuk babası. İstanbul Süs Tavukları ve Bahçe Hayvanları Yetiştiricileri Derneği’nin Eski Genel Sekreteri, Sultan Tavukları Kulübü’nün Kurucu Başkanı ve halen Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmektedir. Folluk Dergisi’nin kurucusu ve editörlüğünü yürütmektedir. Tavukçuluk, Kanatlı Yetiştiriciliği ve evcil hayvan malzemeleri sektörlerinde faaliyet gösteren ticari işletmelerinde iş hayatını sürdürmektedir.

Popüler