Ana SayfaKöşe YazılarıTürk Tavukçuluğunun Bürokrasi İle İmtihanı

Türk Tavukçuluğunun Bürokrasi İle İmtihanı

Bürokrasi; siyasi iktidarın devleti belli kurallar ve atanmış kadrolarla yönettiği örgütsel biçime verilen bir tanımlamadır. Düzeni yöneten yönetmelik ve kanunlar ve bunları uygulayacak olan kadrolar iktidara endekslidir. Çoğunlukla iktidarlar değiştikçe uygulanan yönetmelik ve kanunlar ve bunları uygulayan yönetici memur kadroları değişir. Yani bürokrasiyi şekillendiren iktidarlardır. Her iktidar kendi bürokratik düzenini kurar buda çok normaldir. Her iktidar kendi çalışmak istediği kadroları seçme hakkına sahiptir ve bir dereceye kadar bu durum makul karşılanır. Burada önemli olan husus iktidarın kendi çalışmak istediği kadroları belirlerken hangi kriterlere göre atama ve görevlendirmelerde bulunacağı hususudur. Ehliyet ve liyakata göre mi yoksa adamcılık, grupçuluk saiklerine göre mi tercihlerde bulunulmasının çok boyutlu sonuçları olur ve bu durumun topluma yansıması çok fark edecektir.

Liyakat ve Ehliyet

Sevgili Peygamberimiz (sav); “emaneti ehline veriniz” buyurmaktadır. Emanetten kastedilen şey topluma hizmet etmek için var olan görev, unvan ve pozisyonlardır. Özellikle “emanet” kelimesinin tercih edilmesi bize bir başka hakikati daha ikaz etmektedir. Size tevcih edilen görev, unvan ve pozisyonların sahibi değilsiniz emanetçisisiniz, görev ve sorumluluklarınızı bu şuurla yerine getiriniz. Aslında hadis-i şerife baktığımızda iki kişiye sesleniş söz konusu 1) emaneti veren, 2) emaneti alan. Demek ki görev tevdi eden makamda ehliyet ve liyakate göre görev tevcih etmeli. Akraba, yakın, eş, dost, hemşeri, mezhebi, partili gibi veya bazı güçlü kişilerin patronajına göre görev ve unvan vermemelidir. Sevgili Peygamberimiz (sav) Yüce Rabbimizin ifadesiyle insanlığa en güzel bir örnek ve rehber olarak gönderilmiştir. Bu şekilde yaşayıp davranış gösteren onun sünnetine uymuş olur.

Liyakatsiz idarecinin en büyük kamuflajı “mevzuatçılık”tır. Kendi yetersiz liderliğini ve liyakatsizliğini mevzuatı, kuralları, yerleşik düzen geleneklerini bahane ederek astları üzerinde baskı oluşturarak örtmeye çalışır. Analitik zekâ konusunda yetersiz olduğu için pratik çözümler geliştiremez, inisiyatif almaktan korkar. Astları üzerinde katı bir mevzuatçılık üzerinden otorite kurmaya çalışır. İşlerin tıkanması, çözümsüzlüğe sürüklenmesi pahasına bu katı tutumundan asla taviz vermez.

Liyakatsiz yönetimlerin bir başka kamuflajı da “kurumsallaşıyoruz” bahanesidir. Kurumsallaşıyoruz bahanesiyle bürokratik bariyer ve atalet inşa ederler. 5 dakikada hallolacak bir iş 5 günde zor halledilir hale getirilir. Kurum içi yapılanma, teşkilatlanma adı altında işlevsiz bir sürü birim kurulur ve liyakatsiz kişiler bu birimlerin başına atanarak unvan ve paye dağıtılır. Eskiden bir kişinin imzasıyla çözülebilen bir konu birim birim dolaşır her yetkilinin görüş ve imzasına sunulur. Liyakatsiz idareci bir şey yapıyor gözükmek için illaki görüş beyan eder, şerh düşer, belki bir datayı bahane ederek işi süründürür. Bazı etik ilkelerden yoksun idareciler hediye adı altında rüşvetini almadan imza atmak istemez. Bu son yazdığım cümleye girmek bile istemiyorum.

Sonuç olarak sistemin işlemesi, iş ve işeyişin sorunsuz akması mevcut bürokratik kadroların ehliyet ve liyakatiyle yakından alakalıdır. Bu nedenle kurulacak bürokratik düzenin en temel niteliği ehliyet ve liyakat esasına dayanmalıdır.

Bu girişten sonra konuyu “Türk Tavukçuluğu” na nasıl bağlayacaksın diye düşündüğünüzü tahmin edebiliyorum. Yazımın bu bölümünde süreç içerisinde sahada karşılaştığım bazı müşahhas örnekler, gözlem ve izlenimlerime dayalı bilgiler paylaşmak istiyorum.

Yıllardır tavukçuluk camiası içerisinde bulunuyorum. İstanbul Süs Tavukları ve Bahçe Hayvanları Yetiştiricileri Derneğinde dernek sekreterliği, Sultan Kulüp’ün kurucu başkanı ve halen başkan yardımcılığı görevi, bu yıl 3.’sü düzenlenecek olan “Ulusal Yerli Tavuk Irkları Gösteri’nin koordinatörlüğü, Türkiye’nin tavukçuluk sektörüne yayın yapan ilk ve tek dergisi olan Folluk Dergisi’nin kurucusu ve editörlüğü gibi görevler üstlenip yürüttüm. Sahada ve işin mutfağında olan biri olarak süreç içerisinde çok fazla yaşanmışlıklar ve tecrübeler edindim. Süreç içerisinde çok kez resmi makamlarla iletişim ve temas kurduğum durumlar söz konusu oldu. Bürokrasi ile kurduğum bu temaslar sonucunda gözlem ve izlenimlerim sonucu bazı tespit ve teşhislerim söz konusu oldu. Yazımın bu kısmında bu tespit ve teşhislerime bir pencere açmak istiyorum.

Benim burada bürokrasi ile kastettiğim bölüm tabi ki alanımız ile ilgili hizmet veren kurum kuruluşlar. Tarım ve Orman Bakanlığının Hayvancılık Genel Müdürlüğüne bağlı daire başkanlıkları, şube müdürlükleri, enstitü müdürlükleri, Belediyelerin Veterinerlik Daire Başkanlıkları, üniversitelerin veterinerlik ve ziraat fakülteleri ve buralarda görev yapan akademisyenler vs. . Tabi ki herkesi aynı kefeye koymak adil olmaz. Alana vakıf, görev ve sorumluluklarını hakkıyla yerine getiren ehil ve liyakatli çok sayıda bürokrat ve akademisyenimiz var. Söz meclisten dışarı.

Alan Dışı Görevlendirmeler;

Bana göre; bürokraside gözlemlediğim en göze çarpıcı sorun alan dışı atamalarla göreve getirilmiş bürokratların varlığı. Kanatlı Hayvan Yetiştiriciliği alanını hiç bilmeyen, uzmanlık alanı tamamen farklı kişilerin önemli birimlerin başına getirilmiş olması. Bir keresinde sultan tavuklarına koruma kolonisi kurulması amacıyla ülkemizin bu alandaki yetkili kuruluşunu randevu alarak İstanbul’dan Ankara’ya ziyarete gitmiştim. Söz konusu kurumun müdürü sağ olsunlar nezaket gösterip beni kabul ettiler. Görüşmeye kurumda görev yapan bazı mühendis ve genetik uzmanlarının da katılımını sağlamışlardı. Ben konuya giriş yaptım Folluk Dergisinin Sultan sayısını uzatarak Sultan tavuklarından bahsetmeye başladım. İlgi, merak ve şaşkınlıkla dinlediler ve benim sunuşum bitince kurum müdürü “bizim böyle bir tavuk ırkımız mı varmış?” diye söyleyince bu sefer şaşırma sırasının bana geçtiğini hatırlıyorum. Şaşırmıştım çünkü ülkemizin ilgili kurumunun başındaki kişi Sultan tavuğu diye yerli bir ırkımızın olduğunu bilmiyordu. Konu hakkında hiçbir fikir ve bilgi sahibi olmayan bir yetkilinin konuyla ilgili aksiyon almasının ne kadar zor olacağını siz düşünün.

Atanmışların Mektepli Olmaları Yetmez Birazda Alaylı Olmalılar

Bazen de bakıyorsunuz ilgili birimin başına alandan bir atama yapılmış. Tüm kariyerini bu alanda yapmış, konuya vakıf, uzman biri. Fakat konunun uzmanı, alana hakim biri olmasının yanında bir o kadar camianın meselelerine ilgisiz, meraksız biri. Meseleler hiç umurunda değil, ilgi ve merak duymuyor. Bu profilde bir idarecinin de konu hakkında aksiyon alması maalesef ki çok zor oluyor. Unutmayalım ki dünya tarihine yön veren birçok keşif, buluş ve icat mektepli akademisyenler tarafından değil de alaylı merakçı kişilerin kişisel çabalarıyla mümkün olmuştur. Bence bir alana atama yaparken söz konusu kişinin sadece mektepli, uzman, akademisyen olması yeterli görülmemeli birazda alaylı, sahayı bilen, konuya ilgisi olan kişiler tercih edilmelidir.

Sahadan Uzak Atanmışlar;

Tespit ettiğim en büyük sorunsallardan birisi de; sahayla hiçbir teması olmayan, sahayı tanımayan, saha dinamikleri hakkında hiçbir fikir ve bilgisi olmayan bürokratların varlığı. Sahada kim var? Sahada hangi STK’lar faaliyet gösteriyor? STK temsilcileri kimler? Sektörün başat aktörleri kimler? Sahada neler yaşanıyor, neler oluyor? Bu sıraladığım sorulara cevap veremeyen bir bürokratın bulunduğu görevde başarılı olması mümkün değildir. O bürokrat ancak bürokratçılık oynuyor demektir. Makamın, ünvanın verdiği nimetlerden yararlanıp zaman doldurma peşinde etkisiz eleman olarak tarihe karışmaya mahkumdur.

Bürokraside Görev Değişikliklerinin Sık Olması;

Her şeyi aşıp ilgili birimin başındaki bürokratla ilişki geliştirmeyi başardık, kendimizi tanıtıp ifade etmeye başladık, işbirliği geliştirip bir mesafe aldık derken bir bakmışsınız hükümette kabine değişmiş, yeni bakan atanmış. Yeni bakan kendi ekibiyle çalışmak istediği için tüm genel müdürler, daire başkanları, şube müdürleri vs. değişiyor. Haydaa her şey başa sardı yeni bürokratla yeniden tanış ilişki geliştir, kendini tanıt, anlat vs. Devlette devamlılık esastır. Bürokraside sık yaşanan görev değişiklikleri geliştirilen mesafe, plan, projelerin hepsini inkıtaa uğratıyor maalesef.

 Yazıma son vermeden önce güncel bir örnek vermek istiyorum. Türkiye’nin 7 yerli tavuk ırkından sadece 2 tanesi devletimiz tarafından tescil edilmiş durumda. Bunlar Denizli ve Gerze ırklarımız. Aynı şekilde Sultan ve İspenç ırklarımızda devletimizin yetkili makamlarınca tescil edilmesi için yaklaşık 4-5 yıldır mücadele veriliyor. Proje üzerine proje, makaleler, tezler, saha çalışmaları vs. ve ne yazık ki tüm dünyanın kabul ettiği yerli ırklarımızı biz kendi devletimizin yetkili mercilerine henüz kabul ettirmeyi başaramadık. Çok ağır işleyen bir bürokratik atalet söz konusu. Hatta ispenç ırkımız EE Konfederasyonu Irk Standartları Komisyonunda kabul edilip Standartlar kitabında yerini aldı. İspenç’in EE Irk Standartları komisyonundaki kabul süreci Türkiye’deki tescil sürecinden daha geç başlamış olmasına karşılık daha önce sonuçlandı. Şimdi bu yazının başlığını niçin “Türk Tavukçuluğunun Bürokrasi ile İmtihanı” başlığı attığımı umarım bir nebze anlamışsınızdır.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Erkan Filiz
Erkan Filizhttps://follukdergisi.com
1980 Edirne doğumlu evli ve bir kız çocuk babası. İstanbul Süs Tavukları ve Bahçe Hayvanları Yetiştiricileri Derneği’nin Eski Genel Sekreteri, Sultan Tavukları Kulübü’nün Kurucu Başkanı ve halen Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmektedir. Folluk Dergisi’nin kurucusu ve editörlüğünü yürütmektedir. Tavukçuluk, Kanatlı Yetiştiriciliği ve evcil hayvan malzemeleri sektörlerinde faaliyet gösteren ticari işletmelerinde iş hayatını sürdürmektedir.

Popüler

BAŞLARKEN 9

BAŞLARKEN 8

Başlarken 7

Mardin Güvercini